• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
    • ALL SAINTS MODA KİLİSESİ
    • Dünyanın Işığı Sizsiniz
    • ALL SAINTS MODA
    • Sizin Işığınız İnsanların Önünde Öyle Parlasın ki...
    • ALL SAINTS MODA
    • Göklerdeki Babanız'ı Yüceltsinler!
YOL REHBERİ






İLAHİLER


KİTAPLAR

SOHBET-13 Yağ ve Kandil

         
 Yağ ve Kandil 
                                                       (Levililer  24:1-4  üzerine sohbetler)
Yüceler Yücesi Musa Peygambere şöyle buyurmaktadır; “Ey Musa, İsra-el'e (Yaratan'a yürüyenlere) söyle kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için saf sıkma zeytinyağı getirsinler. Harun kandilleri benim huzurumda, buluşma çadırında, akşamdan sabaha kadar yanar biçimde tutsun.
 
İnsanlık Mesih'te yeniden “suret” olmaya davet edilmektedir. Çünkü bu seviye esas yaratılma amacının ışıdığı seviyedir. Zaten Petrus bu nedenle Mesih'te kurtuluşu gönenenlere “kahinler topluluğu” ve “Kral'ın kahinleri”(1.Pet.2) demektedir. Kısacası kainatta aslında yaratılmışlık içinde, şu anda ister kabul edelim ya da etmeyelim insan, gelişmiş düşünme yapısıyla kendi sınırlılığı içinde Yaratan'ı en iyi bir biçimde yansıtan surettir. Ama özellikle kendi alma arzusundan, kendi benliğine ve sınırlarına takılıp kalmasından ötürü de bu özelliğini, yine kendi eliyle yerçekimine mahkum etmiş ve maddenin içine de gömmüş olandır. İşte bu nedenle benlik üzerindeki Adem seviyesinin bütün kabukları, Mesih'in kurtarışında kırılmak zorundadır. Hakiki manada kişinin kendinden özgürlüğü ancak bu kabukların kırılmasının ardındadır. Bu bir anlamda, ipek böceğinin kendi kozasını kırıp özgürlüğüne kavuşmasına benzemektedir. Çünkü ipek böceği ancak o zaman özgürdür. Ve ancak o zaman kanatlarındaki envai çeşit renkleri ile bir yandan doğayı renklendirip tamamlarken, diğer taraftanda insanları büyüleyebilmektedir. Ve insanlıkta ancak böylesine bir koza terkinden sonra ve dolayısıyla bedenin bütün zincirlerini kırdıktan sonra ancak doğayı tamamlayabileceği gibi, renkleriylede insanlığı büyüleyebilecektir. İşte bu noktada artık kişi “insanlığa kahinliğe”, yani esas varlık sebebine ulaşmış olmaktadır. Bu onun kahinlik görevine adım attığı andır. Bu görev kainatın o muhteşem verilerini insan boyutunda insanlığa “sevgi ve ihsan” olarak sunabilmektir. Bu ise insanlığa kandil olmaktır. Kandil olmaksa saf zeytinyağına sahip olmakla mümkündür. Saf zeytinyağı ise, Ruh'un içte sürekli varlığının farkındalığıdır. Bu farkındalıkta “alma arzusunun” üstünde arzu uyandırabilmek ve kabı sürekli ışığa çevirebilmeyi ve yargıyı bağlayabilmeyi arzu edip, bunu işlerliğe dönüştürüp değiştirebilmektir. Burada saf zeytinyağı örneği oldukça önemli bir örnektir. Çünkü Yaratan'ın ışımasını içe taşıyan ve Yaratan'a işlev olan Ruh, Mesih'e yer açarken belli bir süreç ve belli bir işlev esastır. Bu süreç ve işleve adeta acı zeytinden, o şifa veren ve besin kaynağı olan zeytinyağının çıkması örnek olarak verilmek istenmektedir. Çünkü kendi başına Yaratan'dan kopuk yaşayan insan, aslında acı bir zeytin gibidir. Oysa bu kişinin varlık nedeni ise kainata Yaratan'ı ışıtmak yani saf bir zeytinyağı olmak ve elbette bir kandillikte yanmaktır. Bu nedenle biraz ezilmesi ve içindeki esas Yaratan'dan olan özün dışarıya çıkması gerekmektedir. İşte o özü, bedene mahkum olduğu o zindanından kurtaracak olan Mesih'tir. Ruh'un açtığı yoldan bu kurtarış yüreklere gelir ve esas olan ve olması gereken açığa çıkar. Ve artık yürekte Mesih ve yaşamda Ruh artık zeytinyağı saftır. Yani insani öğretişler, dogmaların sınırlılığı yerini Ruh'un sınırsızlığına bırakır. Bu kandilin artık “buluşma çadırında” yani “gönül kabının” tam ortasında sürekli yanması demektir.