• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
    • ALL SAİNTS MODA KİLİSESİ





SOHBET-14-Akşamdan Sabaha

           
Akşamdan Sabaha
                                                       (Levililer  24:3  üzerine sohbetler)
Yüceler Yücesi Musa Peygambere şöyle buyurmaktadır; “Ey Musa..Harun kandilleri benim huzurumda, Buluşma Çadırı'nda, Levha Sandığı'nın önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar sürkeli yanar biçimde tutacak. Kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu.
 
Mesih talebesi ışık ve tuz olmaya çağrılı bir kahindir. Harun'la birlikte bedende başlayan ve önce kişinin kendini ışıtması ile üstlenilen bu sorumluluk, sonra kişiden dışarıya doğru süzen bir ışık hüzmesi halinde bir devamlılıkta, bedenden ruha doğru hareket etmektedir. Mesih'le karşılaştığı ve “benin ve benliğin” Mesih olduğu noktada ise bu hareketlilikte artık madde düşmüş ve manada Ruh'la devam eden bir ışıma yaşam haline dönüşmüştür. Bu noktada mecazen Yaratan'ın kurtaran ışığının ışımasına işaret olan ve insanlığa da doğal bir davet olan bu ışık, aslında yüreğin tam ortasında yanması  ve sürekli olarak saf bir zeytinyağ ile desteklenmesi gereken bir ışıktır. Bu bağlamda aslında “Buluşma Çadırı”, Yaratan'la yaratılanın, Ruh'un rehberliğinde Mesih'i seviye ile yürekte buluştuğu yerdir. “Levha sandığı” ise aslında “Kelam'ın” bizde açılımıdır. İşte   bu açılımın bizde sürekli ışıması ise üst ışıktır. Yani yukarıdan olandır. Yoksa diğer bütün ışıklar kaynağını benliğin ve bedenin sınırlılığından alan ışıklardır. Ve elbette o ışıklar ancak sönmek için yanan ve sadece belli bir müddet kendini aydınlatan ışıklardan başka ışıklar değillerdir. Ve elbette bu nedenle, böylesi ışıkların yakıtları ya da kaynakları da saf bir zeytinyağ değil, dış öğretilerin, dogmaların karışımında asla insanın karakterini Adem'den Mesih'e taşımayan yani karakteri bencillikten, Yaratan'ın formu olan “sevgi ve ihsana” taşımayan  etkileşimlerdir. Böyle bir durumda zeytinyağ is yapacak, Efendimiz Mesih'in dediği gibi “içimizdeki ışığı da karartacaktır”. Oysa kutsal yazılarda arzu edilen bu kandilin kuşaklar boyunca sönmeyecek bir biçimde sürekli kendini yenileyen ve çağlar içinden geçip o en yeni çağa, Mesih çağına doğru uzanan bir ışık olmasıdır. O çağ “dağdaki vaazın” Ruh'la yaşamlara indirgendiği ve yaşamda meyve verdiği altın çağdır. O çağ bütün insanlık için esas anlamda Yaratan'la “sevgi ve ihsan'da” form eşitliğine girildiği çağdır. Ve bu nedenle bu sürekli ışık bilhassa kaostan ıslaha yani karanlıktan aydınlığa, akşamdan sabaha, hep bütün negatifleri pozitif kılma eğiliminde yanmalıdır. Ve aslında kahinlik esas varlığını zaten bu dönüşüm ve değişimi gerçekleştirmede ortaya koymaktadır. Ve kahinlik zaten bu nedenle Mesih'te Mesih'i yansıtmaktır.
Kısacası bu bağlamda “buluşma çadırı” aslında Yaratan'ın ışığını yani Tora'yı, Nur'u karşılayan bir kapsa, bu kabın ortasındaki “levha sandığı” o nurun bütün yoğunluğu ile kabı ışıtmak için o en yoğun bir biçimde ışıdığı noktadır. Ve dolayısı ile bu kap aynı zamanda benim kalbimse levha sandığı ile ifade edilen kalpte açılan noktadır. Ve Yaratan bu noktanın sürekli ışığını yansıtmasını ve bu sürekliliği sağlayacak saf zeytinyağınında sürekli sağlanmasını talep etmektedir. Ve ilginç olan şudur ki, kahinin görevi de böylesi bir sürekliliği sadece tanıklık etmesi değil, sağlayan kişi olmasıdır. Ve her şeyden önce herşeye önce kendisinden başlamasıdır.