• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
    • ALL SAİNTS MODA KİLİSESİ





SOHBET-15-Hiçliğe Dahil Olmak

         
Hiçliğe Dahil Olmak
                                                       (Matta  16:24  üzerine sohbetler)
Ve Efendimiz Mesih İsa talebelerine şöyle buyurdu: "Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin".
 
Kişi, kendi varlığını en güzel bir biçimde kendi egosunda irdelemektedir. Kısacası ego, kişinin varlığı için bir olmazsa olmazdır. Ama burada sorun kişinin yaratılış gayesi gereği bu noktada, yani sadece egosu için alma noktasında kalmak için yaratılmış olmamasında başlamaktadır. Çünkü ego, kendi varlığının farkında olmakla birlikte, bu varlık farkındalığında, aldığından özümsediğini karşıya vermesi için vardır. Yani bir anlamda ego, ilk etapta kendi varlığının Yaratan sureti olduğunu fark etmek için içe alırken, diğer tarafta bu algısında, Yaratan'a paralel bir "sevgi ve ihsan" kavramında, kendi dışına vermek durumundadır. Yani  hayatı diri kılan soluk misali, önce soluk alınmalı ve sonra soluk verilmelidir. Burada soluk alan ve soluk veren esas yaşamın kaynağı olmamakla birlikte yaşatan soluğun sahibi diyebileceğimiz ve hepsini içeren bir bütündür. O zaman egosuz kalmak zaten mümkün değildir. Ama sadece benliğe alan egoda kalmakta mümkün değildir. Çünkü bu durumda insan, esas suret olarak yaratılma gayesinden uzaklaşmış olacaktır. Olması gerekense karanlıktan aydınlığa, kaostan ıslaha bir yaratılış döngüsü içindeki akışa dahil olup. Burada egoyu esas olması gereken egoya yani yalnız kendi için alan egodan, O'nun için veren, başkasının hayrına veren egoya dönüştürüp değiştirmek esastır. 
Aslında bu esas "hiçliğe" dahil olmaktır. Hiçlik burada asla "yokluk" olarak algılanmamalıdır. Hiçlik, algı ötesinde, mantık üstü inancın algısında aslında kainat yani yaratılış bütünlüğünde Yaratan'a dahil olmaktır. Burada "ben" olmaksa gerçekte o bütünlükten kendini koparmak, döngüden sıyrılmak ve kendine mahkum olmaktır. İşte bu noktada Efendimizin o muhteşem buyruğu devreye girer. Ve bu mahkumiyetten kurtuluşa net bir yol tarifi verilir. Aslında bu tarifte yer alan "ardımdan gelmek istiyorsanız" ifadesinde bir anlamda da "Yaratan'a yürümenin" sırrı açılmaktadır. Bu sır "benden" ayrılıp "sen" olmayı becerebilmenin "hiçe" katılma olduğu ve dolayısı bunun muhteşem manevi getirileridir. Bu bir anlamda zorlu bir adımdır. Çünkü madde beni maddeye çeker, sınırlılık beni sınırlarımda tutar. Böylesi bir çekme içinde itme acıdır. Acıdır. Ama bu acı esas anlamı ile üzerinde mana çalışması yapıldığında bir inşaat yapan işçinin ellerinin nasır tutması misali bir acıya dönüşür, ama sonuç binadır.
Kısacası, beni "ben" yapan egoyu, beni "sen" yapan egoya değiştirmek veya parçayı algılayıp parçayı bütüne  transfer etmek "nefsi inkar" gerektirir. Yani "yalnız ben için almayı" inkar gerektirir. Bu inkar bir günde, bir anda olabilecek bir gerçeklik değildir. Çünkü mana hala madde içinde manadır. O zaman evvela Mesih bilincinin bana gelmesi ve beni bana gömmesi gerekir. Bu da çarmıhtır. Çarmıh, zeytinden zeytinyağı yani acıdan acı olmayan ve şifa olan bir sonuç çıkarmaktır. Bunun için zeytin çekirdeği ile ezilir. Bu çarmıhtır. Demek ki,  Yaratan'a yürümek böylesi bir üç aşama sonucudur. Nefsi inkar, çarmıhı yüklenmek ve bu bilinci her güne taşıyabilmek yani Efendimizin ardı sıra gidebilmektir.