• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
    • ALL SAİNTS MODA KİLİSESİ





SOHBET -22-Yokluğundan Vermek

       
Yokluğundan Vermek 
                                                       (Luka 21:1-4  üzerine sohbetler)
 Efendimiz başını kaldırdı ve bağış toplanan yerde bağışlarını bırakan zenginleri gördü. Yoksul dul bir kadının oraya iki bakır para attığını görünce, "size gerçeği söyleyeyim" dedi, " Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi. Çünkü bunların hepsi kutuya zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, geçinmek için elinde ne varsa hepsini verdi." 
 
Vermek aslında Efendimizin kendisini sunmada ve bunu bizlerin kurtuluşu için yapmasında doruklarda bize sunulmuş bir kavramdır. Fakat buna rağmen biz hala vermeyi sadece elimizdekini bir başkasıyla paylaşmak olarak algılıyoruz. Oysa bir şey vermek ya da bir şeyi paylaşmak sadece esasa bir araçtır. Yani bir algının bizim ruhsal karakterimize yeniden işlemesi için bir araçtır. 
Çünkü esasında verme Yaratan'ın İbrahim'le antlaşmasında olduğu gibi aslında karşılıklı bir geçiştir. Yani iki tarafta bir bebeğin meme emişiyle annesine haz vermesi ve bebeğinde beslenmeden haz alması şeklinde karşılıklı verişlerin dengelenmesi aslında esaslı vermenin en güzel görüntüsüdür. Bu aslında varlığın ötesinde bir veriştir. Olmayandan veriştir. Çünkü aslında olmayan kısıtlı bir algı için ya da fizik dünya için olmayandır. Oysa başlangıç ve son eğer Yaratan ise o zaman her şey o muhteşem makro kosmos içinde mevcuttur. Ve bizler ana rahmindekiler misali bu kosmos içinde mikro kosmos olarak hep bu bağ içinde karşılıklı verilerde yaşarız. 
Bu nedenle esas veriş yoklukta sunuştur. Çünkü o zaman edinim imanında sahip olduğumuz yani bize verileni paylaşmak değil içinde bulunduğumuz tamamı büyük bir emniyetle karşıya sunmak yani üstü bir anlamda alta çekebilmeyi başarmaktır. 
Bu nedenle burada efendimiz sadaka vermenin, sunu sunmanın çok ötesinde bir verme gerçeğini var olan hiç bir şeyin esasında bizim sahibi olduğumuz bir şey olmadığı gerçeğini bize göstermekte ve dolayısı ile böylesi bir tablo içinde de bize sahip olmadığımıza kahyalık yapma gerçeğinde korkusuzca ve o makro kosmos gerçeğinin bilincinde sunmamız gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Çünkü bir anlamda tsadak-hei kelimesi iki kelimede gelip doğruluk anlamını verir. Yani tsadak-adalet, yargı gibi anlamlara gelirken hei yeri işaret eder. Böylelikle üstü alta çekmek, bir anlamda sınırlılığımız içinde Yaratan'ı yeryüzünde yansıtmak demektir. O zaman yokluğumuzdan varlığı sunabilme böylesine üst bir seviyenin, Mesihi yaşamın bizde açılmasından başka bir şey değildir. Bu da tamamen Mesih'le ve Ruh'ta o en üste yürüyüş ve Yaratan suretine dönüşüm ve değişimin muhteşem vurgusudur. Ve esas verileni verme ile Yaratana hakiki haz ve yaşamdan yaratılan haz aslında tam anlamı ile doğruluk Yaratana paralel bir yaşama edinme demektir. Bu noktada efendimiz, kurtarıcımız Mesih belirir.