• Anasayfa
  • Favorilere Ekle




SOHBET-35-Egemenliğe Çağrılanlar

Egemenliğe çağrılanlar -Matta 13:44-46 üzerine sohbet

Beni sormayanlara göründüm, aramayanlar beni buldu.-Yeş.65:1 Arayın bulacaksınız.-Mt.7:7

Göklerin egemenliği, üstü, ilahi olanı, mükemmel olanı alta, yani dünyaya çekmek gibi oldukça zorlu bir anlamı ifade etmektedir. Göklerin egemenliğine çağrılı olanların durumu da aslında bir o kadar ilginçtir. Çünkü bu görünmeyen, soyut, ilahi egemenliğe bir yanda manayı arayanlar, sorgulayanlar çağrılı iken, diğer yandan da hiç aramayan, hiç sormayanlar çağrılıdır. Bu bir anlamda egemenliğin insana ne kadar açık olduğunu gösteren bir durumdur. Efendimiz Mesih İsa’nın, Matta 13:44-46’da yer alan meselinde bu iki tipte insanı bir arada görmek mümkündür. Mesel şöyledir; “Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı. Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer. Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı”.

Burada “karşı konulamaz lütuf” öğretisinin biraz daha kapsamlı olarak örneklerle verildiğini görmek mümkündür. Çünkü burada Yaratan lütfu, hem seçilen hem de seçen kişiye bir anlamda eşit olarak sunulmaktadır. Aramayan, aramadığı halde lütuf sayesinde aramadığı ama aslında araması gereken yaşamsal değeri bulabilmiş ve diğer taraftan da arayan da, aynı şekilde aradığı ama bir türlü bulamadığı yaşamsal değeri, yani göklerin egemenliğini, Mesih’in kurtarışı ile bize ulaşan içselliğin dönüşüm ve değişim kaynağını bulabilmiştir. Bu anlatımı iyice irdelemek “karşı konulamaz lütfu” yanlış anlamamızı da ortadan kaldıracaktır. Çoğunlukla “karşı konulamaz lütuf”, sanki istemediği halde seçildiği için Mesih İsa’yı kurtarıcı kabul etmek durumunda kalma ile istediği halde ve gayret ettiği halde seçilmediği için dışarda kalma durumu olarak anlaşılmak istenmektedir. Oysa bu meselle böyle bir durum olmadığı oldukça nettir. 

Mesele geri döndüğümüzde, bu iki tipten bir tanesi ürün vermiş bir tarlada, aslında aramadığı halde saklı olan bir hazineyi bulmuştur. Diğeri ise bir tüccardır. Bir çiftçi değildir. Konumu farklı olan bir kişidir. Bir tüccardır ve çok güzel inciler aramaktadır. Görüldüğü gibi bu anlatımda farklı meslekte, farklı niyette, farklı ortamda iki insan tipi vardır. Aslına bakılacak olursa bu bir anlamda bir genellemedir de. Mana açısından zaten dünya genelinde bu yolu ya arayanlar ya da hiç aramayanlar olacaktır. Görüldüğü gibi lütuf her iki taraf içinde söz konusudur. Fakat bu iki ayrı tipteki insanın çağrıya verdikleri cevap sonrasındaki tavırlarının aynı olması oldukça önemlidir. Bu iki tipten ilki, hazineye sahip olmak için “varını yoğunu  satmıştır”. İkincisi de, bulduğu güzel incilere sahip olabilmek için yine “varını yoğunu satmıştır”. 

Bu anlatımda olan şey,  aramayan kişinin seçilmesi ve aynı zamanda aramayı seçen kişinin de seçilmesidir. Seçen ve seçilen, her iki tip insan burada “karşı durulamaz lütfa” tabi olmuşlar ve Yaratan’a Mesih’te seçilenlere örnek olarak gösterilmişlerdir. Bu her iki insan tipi, seçilenler olduklarını fark ettikleri an özellikle bu yeni durumu kendilerine edinmek, içselleştirebilmek için hemen “varlarını yoklarını satmışlar”, bir diğer tabirler edinmek için edindiklerinden vazgeçmişlerdir. 

Bu anlatım üzerine şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündür. Aramayı seçen ya da aramadığı halde seçilen kişi için, bu yeni seviyeye gelmezden önce, meselde görüldüğü gibi öyle ya da böyle ellerinde tuttukları, sımsıkı sarıldıkları değerleri vardır. Ama gelinen konum yepyeni bir seviye, yepyeni bir değerdir. Böylesi bir değeri yaşama indirgemek, edinmek ve karşıtlarına karşı korumak ancak eldeki değer her ne ise, ondan vazgeçmekle bağlantılıdır. Yoksa edinilenin değerini bilmek mümkün olamayacaktır. O zaman 1.Eldeki seviyeyi ne yapıp yapıp bırakmak 2.Yeni seviyeyi tam anlamı ile edinmek, 3.Ve bu yeni seviyeyi yaşamaya kararlı olmak artık bir olmazsa olmazdır. 

Kısacası Mesih İsa’nın bu meselle anlatmaya çalıştığı, aramayı seçen ya da aramayan için sunduğu müjdesi, ürün dolu bir tarladan çok daha değerlidir ya da tüccarın elinde bulunan güzel incilerden çok daha değerlidir. Diğer taraftan arayan için de aramayan içinde aslında müjde bir yerlerde hep gizli olarak durmaktadır. Bu duruş vakit tamam  oluncaya kadardır. Zamanı geldiğinde de “karşı konulamaz lütfun” devreye girecektir. Mesih’in müjdesinin çağrısına yürekler açılacak, böyleliklede “göklerin egemenliği”, o en değerli hazine, en değerli inci olarak bulunmuş olacaktır. 

Burada bir başka açı da önemlidir. Bir tüccarın belki bir incinin değerini fark etmesi çok da zor değildir. Ama esas önemli olan, aramadığı halde ürün dolu tarla içinde bir hazine bulan kişinin bu hazinenin değerini fark edebilmesidir. Bu bağlamda değeri farketmenin ne denli önemli olduğu da devreye girer. 

Günümüzde bir çok kişiye aramadıkları halde, “göklerin egemenliğinin müjdesi” ulaşmaktadır. Ama sorun, bu kişilerin aramadıkları halde karşılaştıkları hazineyi bir değer olarak göremeyişleri sorunudur. Oysa Davut Mezmurunda “senin buyruklarını, altından, saf altından çok seviyorum. Koyduğun koşulların hepsini doğru buluyorum, her yanlış yoldan tiksiniyorum”-Mez.119:127-128 demektedir. Elbette sadece bulunanın değerini fark etme yeterli değildir. Bir de onu, gerçekten kişinin edinmesi gerekir. Bunun içinde kararlı bir istem ikinci sırada yerini almaktadır. Ve dolayısı ile elindeki diğer değerleri bırakmada üçüncü sırada. 

Yeşayanın çağrısında bunu görmek mümkündür; “Ey susamış olanlar, sulara gelin, parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin. Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. Paranızı neden ekmek olmayana, emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz.”-Yeş.55:1 Böylelikle son nokta yani değeri edinim gerçekleşmiş olacaktır. İbraniler 10:39’da “bizler geri çekilip mahvolanlardan değiliz, bizler iman edip canlarının kurtuluşuna kavuşanlardanız” demektir.